Hangi rengin muadilisin, sefil
yüreğim? Hangi tende kayar gider binlerce duygu hangi tindir savsaklandığın
belli ki seferisisin sen hüznün yerinden sökülen kornişler ve aşkın alfabesinde
bir bir sektiğin.
Nazenindir yürek.
Naziktir koruduğum adalet.
Nazlıyım varsın laf etsinler.
Dinmez de asla nazım niyazım erkenden
ölürsem üstünü örtsünler kalan şiirlerimin ve ucu kırık kalemimde saklı iken
sırlarım.
Hicabın ötesi aşkın ateşi.
Aşkın çok ötesi ölüm denen yolu
arşınladığım.
Ölüm ne ki hüznün yanında yine de
razıyım ben derdimle yaşamaya yeter ki rızası olsun Rabbimin…
Günlerden bayram.
Bayramlardan umut.
Umutlardan derlediğim nice sözcük ve
gözlerimi diktiğim ufuk.
Hercai yüreğim aşkla erdiğim.
Hatim indirdiğim de yalan değil ve
hatmettiğim ömrü sadık kuluyum Rabbimin sırıktır içimde büyüyen hüzün denen
mertebe.
Hazanım ben.
Bohçamsa pek yaman.
Yaralarımı sevdiğim kadar yamalı
heybem içinde saklı sökükleri mazinin ve günün güleç yüzü: bazen şadırvan
bellediğim her konakladığım mekân elbet görücüler geç geldi bu gün zaten görüp
göreceklerini görmüşlerdi çoktan.
Çoğulum ben alabildiğine zengin.
Tekilim ben biz olmanın sırrı saklı
iken en derinde.
Muhafız alayı adeta imlerim
mahmuzladığım kadar duyguları ve sırları yalnızlığın belki de üstüne serildiğim
rahlem.
Mimozalardan belliyorum hayatı ve
minyatür yüreğim.
Mokasen pabuçlarım açılan
bağcıklarına basıp da yüzükoyun yere serildiğim bazense kimseye pabuç
bırakmadığım ve yalnızlığım ve hazan çeşmem ve rengi kaçmış düşlerim.
Mutlak bir rengim yok benim, yüreğim
belki de şüheda aşkın dokusunda d/okunma ihtimalimdir yalnızlığa…
Meylettiğimdir huzur.
Mutluluk ise henüz muhtırası
verilmemiş bir gizin izinde, gaza gelen gölgelerin tininde saklı iken mevsimin
soluk rengi.
Hazan denen mahsul.
Hüzün denen ekin.
Aşk denen devasa yara ve yamalı
yüreğimden sızan her hece içerlediğim kadar hayata bahtım da kara mademki
matemimle yarışan bir rüzgârım ben mentollü sözcükleri yaka paça tıktığım şu
satırlarda yatar kalkarım ben gecenin köründe bazen dikerim söküklerini mevsimin
bazense baş veren hüzne yaftalar yağdırırım.
Dumura uğramış şafak ve şakağıma
dayalı kalem denen silah…
Kurşunların izindeyim ve gizinde
saklanırım.
Kurdeşen dökerim geceye iltifat
niyetine bazen aralıksız düşünürüm koynuna girdiğim karanlık beni anne şefkati
ile sarıp sarmalar.
Israrla sevdiğim değil yalan.
İsteksiz yaşadığım da zinhar.
Muhabbet ehlidir sözcüklerim münazara
ettiğim göğün kubbesinde yaşar sevgim ve iyi niyetim.
Bir minvaldir ki yaşamak bir de
mizansen içinde saklandığım ve körü körüne sererim servetimi insanların önüne
içinde saklıdır sevgi ve ikram ve ilgi ve samimiyet ve masumane tebessümler
ekerim evrenin tenine bazen kayar düşerim bazen kayar kaybolurum yıldız misali
zaten mahlasımdır yıldız üstelik ön adım adımladığım gecenin perçeminde bir
yağar bir donarım; bir ağlar bir sızarım…
Matemle örülüdür saçlarım.
Ölgün hislerim ve sönen coşkum nasıl
da katıksız hizmet eder evrene.
Yan çizdiğim de doğrudur ne zamanki
kendime yakınlaşsam.
Yan çizdiğim yalandır ne zamanki
insanlara elimi uzatsam.
Mevkiim ve rütbemse rüştünü
ispatlamamış bir yalnızlıktır ve kuru kuruya severim ben insanları bazen
şafağım atar bazen gözümün feri söner ama içimdeki sevgi pınarı hep çağlar.
Bir mealim yoksa bile meylederim en
güzele.
Rozetim takılı yakama ben şehrim.
Ben şiirim de ve şiarım aşk bazense
hüzün ve köpüren dalgalarda bir yanar bir sönerim yakamozlar misali.
℃ / ℃
Teşekkür ederim
Günün güzelliğini gönülden kutluyorum tebrikler.
Selamlar ve saygılar.
Teşekkür ederim değerli hocam
Sonsuz selam saygılarımla...
Var olunuz