
"şiir gibi"
*** HAYATIM "Şiir Gibi" ***
Dünyaya teşrif için Hakk'tan
gelince izin
Açıldı perdeleri sırlı alemin, gizin...
Etrafım kalabalık henüz
"acemi er"dim
Gözyaşları içinde ilk tekmilimi verdim.
Hava buz gibi soğuk, mevsim
zemheri, güzdü
Sadâsı nidamdan gür horoz, bir de
öküzdü.
Aldılar çok geçmeden anamın
kucağından
İç çektim, medet umdum tandırın
sıcağından.
Hakkını yemeyelim gece
uluyan kurdun
Nüfusu artı birdi doğduğumda,
Bayburt'un.
Görkemli
"Kale"siydi endamlı tek takısı
Burnumda tüter hâlâ taze tezek kokusu!
Tipik bir yöresidir bizi biz
yapan ruhun
Tâ fizandan duyulur coşkun sesi
Çoruh'un.
İkinci varisiyken ailemizde
tahtın
Somurtan surat gördüm; dediler
"işte bahtın!"
Bir bakışı vardı ki sanırsın
ki düşmandım
Daha üç gün geçmeden doğduğuma
pişmandım.
Tanıştırırken hayat höllük
ile hissizce
Fısıldadı bir melek kulağıma sessizce;
.
"Dünya dedikleri yer
iki kapılı handır"
Hakikatte her beşer bir tüccar,
bezirgândır!
Değerli üç şey vardır;
sağlık, zaman ve îman
Allah'tır yegâne yâr, sığınacak tek liman.
Yarına olmaz güman;
sayılıdır nefesin
Can denen tende kuştur; kilidi yok
kafesin.
Bir mihman-ı güzide
yoklamadan kapını.
Hasletin hası ile süsle sırlı yapını!
Ölsen de uzanmasın haram
lokmaya elin
Ardına düş ilimin, bir de salih amelin.
Alay eden olsa da sen hayrı
tavsiye et!
Hakikatte meziyet; Hakk'a sadakat,
niyet!
Önceden belli değil
varılacak yeriniz
Bunu tayin edecek ziyan-kâr defteriniz.
Menzile giden yolda nice
engel çıkacak
Zalim olan bir lâin seni sık sık
yıkacak.
Sakın ola pes etme; deme ki
"kaçtı tren"
Cehd bekler canı veren; ayağa kalk ve
diren!
Akleden yüz çevirmez, ölse
de, İlâh'ından
Kurşun atar şeytana irade silahından.
Hani olur ya, birgün, günah dolarsa heyben
Yetişsin imdâdına gözde yaş ile tövben.
Nedamet içten ise ve
pişmanlık sahiden
Ümit kesmek günahtır Rahmet-i ilâhî'den.
.
Gözlerim yarı açık ilk
dersimi almıştım
Az sonra herkes gitmiş, yapayalnız
kalmıştım.
Anam ya tarladaydı ya da
evin işinde
Yorgunluk sezilirdi zoraki gülüşünde.
Bir övgü beklese de
kayınvalidesinden
Payına düşen sertti feleğin sillesinden.
Özel izne tâbiydi koklamak
kuzusunu
Ne acıyanı vardı, ne soran arzusunu
Zulmün adı anane, gelin
ezmek töreydi
Kurban olduğum sılam geri kalmış
yöreydi.
Bir serap idi dirlik,
fakirlik diz boyuydu
Talihimin karası koyudan da koyuydu.
Takılıp söküğümden hayatın
kör çarkına
Beş koca yıl geçirdim varamadan farkına.
Muhtemelen yayılmış süratle
dilden dile
"Müjde" denilen haber duyuldu
köyde bile;
"Taşı toprağı
altın" denince İstanbul'un
Ardına dek açıldı bâbı gurbet yolunun.
Satıp tarlayı, evi kelepir
fiyatına
Sözde "elveda" dedik sefalet
hayatına...
.
Tren sanki gitmiyor
bahtımdan kaçıyordu
Görünmez bir el bize yolları açıyordu.
Bir öğlen sıcağında yorgun
varınca gara
Hayretlere düşürdü gördüğümüz manzara.
İnat edip de, şayet
tutmasaydım elinden
Ezilir, kaçamazdım, akan insan selinden.
Belli ki tüm işlemler
halledilmişti baştan
Ahşap bir ev almıştık İstanbul
Beşiktaş'tan.
Semt değil bir efsane,
futbolda bir isimdi
Duvarımı süsleyen tek resim o
resimdi.
Boynu bükük kalsa da -çok
kez- seyircisinin
En eski takımıydı dünyanın incisinin.
.
Yaza güneş yakışır, zemherî,
ayaza kar
Sağlıklı vücutta kan siyah ve
beyaz akar(!)
.
İstemeden son verip haklı
methiyemize
Devam edelim dostlar hayat hikâyemize;
Babamdı, zaruretten şehire
ilk alışan
Onbeş nüfus içinde iş bulan, tek
çalışan.
İnşaatta kalfaydı, teri
dinmezdi ama
Sökük fazla olunca kapanmıyordu yama.
Bir kaynana dört gelin ve
daracık bir alan
Kavga yoktu desem de, herkes bilir ki
yalan.
Alnımızın akıyla çıksak da
her "savaş"tan
Çok geçmeden sürüldük, ayrıldık
Beşiktaş'tan.
.
Hafızamda dün gibi kirada
geçen günler
Izdırap ile dolu, hüzün veren
sürgünler...
Bulup ucuz bir arsa
varoşlarında kentin
Bir gecekondu yaptık, sakini olduk
semtin.
Artık yuvamız vardı sadece bize ait
Yoksul, lâkin
mutluyduk; Yaradan buna şahit.
Aşikâr olsa dahi hayatın
tersi, düzü
Pek içten gülmüyordu henüz bahtımın
yüzü.
Yurdumun talihi de farklı
değildi bizden
Yeniden düşüyordu, tam çıkarken
dehlizden
Çok şey karaborsaydı; çay, şeker, aygaz
tüpü...
Milletçe kuyruktaydık, milletçe sinir
küpü.
Bakkala yağ çekerken iki
kalıp yağ için
Mukadderat sanırdık; sormazdık neden,
niçin?
Musluklar
"tıs"ladıkca su taşırdık çeşmeden
Mümkün değildi gezmek hiç çamura
düşmeden.
Tek derdim derslerimdi,
futbol ise tek hobim
Dört kardeştik biri kız, üç erkek; biri
abim.
Yüzünü görmesem de, geçmek
olmaz anmadan
Bir ablamı yitirdim henüz ismi konmadan.
Kanatmamak adına mazimin
yarasını
Hızlı adımlar ile geçelim burasını...
.
Birgün baktım babamın başı
öne eğilmiş
Dedi "evlat İstanbul meğer cennet
değilmiş."
Anladım çok geçmeden
hüznünün sebebini
Yuvamızı yaparken borç delmişti cebini.
Izdırap had safhada iş arayan çok idi
Yurt dışına
gitmekten başka çare yok idi.
Vize çabuk çıkınca ne
hayaller kurmuştuk
Ok atan çoktu lâkin, hedefi biz
vurmuştuk.
Doldurup umutları eskice bir
valize
Gözyaşları içinde veda etmişti bize.
Ayrılığın adresi Sirkeci´nin garıydı,
Trenden geri kalan bir hüzün rüzgârıydı.
Henüz daha görmeden ak
günlerin a'sını
Zorla ögretti kader gurbetin manasını
Duyguların tarifi zor
gelince dilimle
Paylaştım güzyasımı bir avuç mendilimle
Yâd ele göçe sebep aş-ekmek
parasıydı
Ardında bıraktığı bir hicran yarasıydı.
O'na sürgündü hayat, bize
zehirdi yemek
Meğer böyleymiş demek, ağlarken
gülümsemek.
Üç beş kuruş artırıp hemen
dönmekti gaye
Farklı bir şekil aldı bu hüzünlü hikâye;
.
Anam ve dört evladı; yarı
tok yarı açtık
Henüz yaşımız küçük, ilgisine muhtaçtık.
Cimri gaz lambamızın
sevmesekte isini
Bir avuç ışık için çekerdik kaprisini
Karanlık kuşatırken
akşamüstü evimi
Sayesinde bitirdim yüzlerce ödevimi
Ne kadere küs oldum, ne
azmimi yitirdim
O hengâme içinde liseyi de bitirdim.
Ufkum makber gibi dar,
yüksek okul masaldı
Oysa ilk imtihanda puanım Siyasal'dı.
Anamın sayesinde nice engel
aşmıştık
Yetmişli senelerin sonuna yaklaşmıştık.
Nerden bilecektim ki sevinç
kısa sürecek
Vebalı hayat yine yüzüme öksürecek
"Kavgam var" deyip
biri, mevcut sistem, düzenle
Düşman etti herkesi birbirine özenle!
Darbeye sebep için kan
akmalıydı; aktı
Sevgisiz kalpler katı, sahra gibi
kuraktı.
Kardeş kardeşe düşman, öfkeliydi, asiydi
Kahveler, gazeteler, giysiler siyasiydi.
Karşılığı kurşundu barışa
davetlerin
Failleri meçhuldü seri cinayetlerin.
Evlere hakim olan can korkusu, kederdi
On yaşında çocuklar mahallede "lider"di!
Sanıyorduk kaderdi; kanıksamıştık zira
Kanı kanla yıkardık; kapanmıyordu yara.
Ya sağcıydı ya solcu, ya dost idi ya
düşman
O günlerde şeytandı doğduğuna en pişman.
Yarana bastı isem, utanma, ağla Mamak!
Maziyi yad ederken mümkün mü ağlamamak?
Hava puslu mu puslu, "kurşun"dan
da ağırdı
Babam bilet gönderip Almanya'ya çağırdı.
Veda günü anama sıkı sıkı sarıldım
Sanırım o gün ilk kez talihime darıldım.
"Benim beklenen adam, yaraya derman hekim"
Diyerek başa geçti bir general "netekim".
Berlin'e vardığımda her yer bembeyaz kardı
Almanya büyük devlet, lakin gönlüme dardı.
Bir tek hedefim vardı; sürgünü kısa
tutmak!
Artık şansa kalmıştı bu gönlümü avutmak!
Yükleyip umudumu hayalimin hırsına
Üç ayımı harcadım yabancı dil kursuna.
Eksik fazla demeden Alman'ın akçesine
Çalıştım, katkı sundum aile bütçesine.
Daha on ay dolmadan alıp geçer puanı
Kazandım ilk hakkımda gerekli imtihanı.
Gençlik şelale gibi içimde coşuyordu
Akrep ile yelkovan ardımdan koşuyordu.
Futbol "kara sevda"mdı, belki de tek zaafım
Yâd eder feryâdımı yüzlerce fotoğrafım.
Beni sahada gören kartal konmuş sanırdı
Kuşlar kaleye baksa eminim kıskanırdı.
Forvetin şutlarını tam doksandan
alırdım
Her uçuşta havada on dakika kalırdım.
Meğer o güzel günler yalancı bahardanmış
Az ötesi uçurum, yollar buzdan, kardanmış.
Bir trafik kazası bozdu tüm planları
Zifir ile boyadı anıları...anları.
Tiyatroda gibiydik; perde kapandı, indi...
"Sorumluluk" denen yük omuzlarıma bindi.
Dindi gönül bahçemin coşkun akan deresi
Sıktı derdin, kederin can yakan cenderesi.
O gün gedik açıldı, takatimde, gücümde
Yarım kalan okulum bir uktedir içimde.
Zaman tabibin hası; Rabbim şifa verince
Sıla yolu gözüktü yaş kemale erince.
Bırakıp gençliğini gurbetin kucağına
Döndü yeniden babam vatana...ocağına...
.
Mevsimin yazı da var, günler uzun, ak ama
Yalnızlık sülük gibi yapışmıştı yakama.
Bir yaz günü sabahı güzel olunca hava
"Belki son fırsat" deyip çıktım zorlu bir ava.
Fazla vakit geçmeden keklik ovaya kondu
Yayım tek atımlıktı; bu ilkti ve de sondu.
Geç de olsa bulmuştum gönlümün perisini
Halden anlayın dostlar, sormayın gerisini...
O'dur ilham kaynağı her dizemin hecemin
Ay'ı O yıldızı O mehtabımın, gecemin.
Gündüzümün güneşi solar, üzülür O'nsuz
Bir sevdadır kalbimde; uçsuz bucaksız...Sonsuz.
O'dur rüyama gelip kâbusları ağlatan
O'dur kör talihime kafa tutan kaş çatan.
Tebessümün anlamı gözlerinde saklıdır
Bir hata varsa, benim, O ise hep haklıdır.
Rabbim üç evlat verdi; Yusuf, Yunus ve Ahmet
Gerçek saadet buydu; buydu ilâhî Rahmet.
Ne zaman güneş doğsa, az ısınsa içimiz
Gök bulutla dolardı, solardı sevincimiz.
Talih tekerrür etti; derdi vardı babamın
Tesellisi zor işti, canı çıktı çabamın.
Dile tesbih olsa da "dünya hayatı yalan"
Hayalinde ev vardı; geniş, bahçesi olan.
Değişik semtler gezip nice muhitler aştı
Nitekim çok geçmeden hedefine ulaştı.
Yerleşince Termal'e ne kadar da mutluydu
Biz de döneriz sandı; bundan çok umutluydu.
Üç kat koca bir teras ve içinde iki can!
Sonuç yine yalnızlık, akıbet yine hüsran.
Hüzün derdi anbean; yön dönülmez tek yöndü
Hedefe varamadan ışıklar hepten söndü...
.
Her can kaybı kor gibi; o'da gitti
yakarak
Ardında boynu bükük emanet bırakarak.
Evlatlık sözde olmaz, an isbatın ânıydı
Sevgiyi ayan etmek, göstermek zamanıydı.
Karar vakti gelince bakışlar yana düştü
Duasını kazanmak eşim ve bana düştü.
Cennetin bedeli var; herkese olmaz nasip
Arsız "gerek yok" derse bizim için münasip.
Hizmeti nimet bildik tâc ettik başımıza
Çehremize tebessüm, tat geldi aşımıza.
Soframız mütevazi, her dem başımız dikti
Ne secdemiz ihlassız, ne şükrümüz eksikti.
Tamahkâr da değildik; kanaatkâr olduk hep
Biliriz ki her nimet binlerce şükre sebep.
Debelensekte bazen hayat denen balçıkta
Hamdolsun Yaradan'a; kalmadık aç -açıkta
Alçalmadık önünde merdin ne de namerdin
Rabbimizden diledik dermanını her derdin.
.
Seneler yaş aldıkça zaman sürat yapıyor
Esen meltem olsa da gönüller nem kapıyor.
Kapanıyor kapısı onca hayalin bir bir
Göz toprağa bakıyor, "buyur" ediyor kabir.
Doğrudur! Hayat zordu; gün geldi çok sıkıldım
Her engeli aştım da, nankörlükten yıkıldım.
Bir ben vardı bir zaman, yeise mezar eşen
Zor taranan saçları omuzlarına düşen.
Mehtapsız gecelerin karanlığını yırtan.
Kaf dağının ardında köşk için yer ayırtan.
Şen değilse bu gönül, bilin ki sebebi var
Maziyi eşelesem dil sussa, hecem ağlar.
Kimdi söyle be kalem göğe kanat çırpan
kuş?
Gözde yaşıma bakma! bana bırakma, konuş!
.
Kimdi, şelale gibi coşkun akan, çağlayan?
Kimdi, dar geceleri gündüzlere bağlayan?
Kimdi, dünyanın yükü konsa
dahi sırtına
O rüzgârla yarışan hırçın esen fırtına?
Kimdi varılmaz denen
zirvelerdeki mükim?
Kimdi kışın terleyen,
öz derleyen arı kim?
.
Şimdi yorgun ve bîtap gün sayarken zamandan
"Demir almak" üzere ömrüm bu son limandan.
Kaybolurken ufukta hayallerini çalan
Bir garip; akan ömrün ardından bakalakalan.
Talan olmuşsa yıllar yaşı dinmiyor gözün
Ne güneşin hükmü var, ne göz kırpan gündüzün.
Hüzzam idi bahtımın çaldığı tüm ezgiler
O yüzden böyle derin yüzümdeki çizgiler.
Hayat yolum kaygandı; düzyol kıyasla sırat
Anlatacak şey çok da...Gerisi teferruat.
Anladım ki ne etsem talih boyun eğmiyor
Emin olun bu dünya bunca hırsa değmiyor...
Mecit AKTÜRK