Sahanda yumurta
SAHANDA YUMURTA
Doğru
yaşamak,
en
büyük zenginlik galiba.
Aynı mekânda, ayrı masalarda
oturuyordu iki genç adam. İkisi de açtı. İkisinin de yemek yemesi, su içmesi
gerekiyordu yaşamak için. İyi giyimli genç, içinin çektiği yemekleri sorup
masasını donatırken, hesap ödeme derdi yoktu. Anasından doğduğunda, babasının
parası bin yıl yetecek kadar çoktu.
Vasat giyimli genç, duvardaki yemek
listesine bakıyordu derin derin. Cebindeki parayla denk düşecek yemeklerin
peşindeydi. Yemeklerin karşısındaki fiyatları topladığında kafasında, su içmeye
bile parası kalmıyordu. Garsona yemekleri söylerken, hesap bile ettirdi
yemekleri, sonra yedi yemeğini. Artık suyu, sokak çeşmesinden içecekti.
İyi giyimli genç, masasında topladığı
yemeklerden, birer lokma alarak doymuştu sanki. Sipariş ettiği birkaç yemeğe de
hiç dokunmamıştı. ‘Hesap lütfen’ dediğinde, gelen hesaba göz ucuyla bakıp en
büyük kâğıt parayı bırakıp kalkıp gitmişti. Masada kalan yemeklerden, en az beş
kişinin tıka basa doyması mümkündü.
Vasat giyimli gencin o adamdan hiç
haberi yoktu. O sadece parasını verebildiği yemekleri yerken her lokmanın
tadını çıkarıyordu. Zira yarına yemek için harcayacağı parası yoktu. Para
kazanacak işi de yoktu. Annesinden doğduğunda, eski bir mintana sarılmıştı
yoksulluktan. Babasının bin yıl yetecek yoksulluğu vardı.
Vasat giyimli gencin dikkatini
çekmişti, iyi giyimli genç. Garsonun yılışık tavırlarından, parası bol birisi
olduğunu anlamıştı. Yanından geçerken yüzüne iyice bakmış, ardından da façalı
giyimine yürüyüşüne takılıp kalmıştı bir süre. Sonra kendi dünyasına dönüp
gitmişti.
Elinde sıkı sıkı tuttuğu parasını,
kuruşu kuruşuna verdi garsona. Çıktı mekândan dışarı. Yüzüne vuran akşam
esintisiyle tebessüm etti hayata. Her zaman ziyaret ettiği çeşmenin kurnasına
ağzını dayayıp, kana kana içti suyunu. Avucuna aldığı suyla yüzünü yıkadı.
Islak elleriyle saçlarını sıvazladı geriye doğru, birkaç kez.
Ertesi sabaha kadar derdi yoktu. Bir
bank üstünde bile uyuyabilirdi. Öyle de yaptı. Güneşin ilk ışıklarıyla, uyuduğu
parkın kedileriyle köpekleriyle merhaba dedi yeni güne. Kuşların ötüşleri bir
başka geldi. Susadığını acıktığını hissetti birden. Hissetse ne olacaktı,
cebinde parası yoktu. Bankın üstünde oturmaktan başka çaresi yoktu. Kumrular,
serçeler parkın içinde toprağın üstünde durmadan aranıyorlardı bir şeyler
bulmak için. Akşamdan kedilerin köpeklerin ziyaret ettiği çöplerden arda
kalanları topluyordu karakargalar.
Oturduğu bankın sağ tarafında mini bir
lunapark vardı. Lunaparkın emektar işçisi, sabahın erken saatinde tek başına
oturan genci, çok olmuştu fark edeli. Bakkaldan iki yumurta ile iki ekmek alıp
dönerken gencin hâlâ oturduğunu görünce, gencin kendisine baktığını fark ettiği
bir anda, ‘gel gel’ işareti yaptı. Vasat giyimli genç, ‘ben mi’ işareti yaptı. Bir
de sağına soluna baktı. Kimseyi göremeyince, adama doğru yürüdü. Birbirlerine
en güzel sözü söylediler, ‘Günaydın.’
Hiç konuşmadan hareketleriyle
anlaştılar. Emektar işçi, bir sahanda pişirdi iki yumurtayı. Akşamdan kalma
domates biberleri de doğradı bir tabağa. Eski çaydanlıkta çayda demlenmişti.
‘Tek başıma yemek yemek hiç hoşuma gitmiyor’ dedi ihtiyar işçi. Gülümsedi vasat
giyimli genç. Aslında oda sevmiyordu tek başına yemek yemeyi. Bir ekmeyi ikiye
bölmek, yerken yarışmak çok hoşuna gidiyordu.
Emektar işçinin, küçük televizyonu hep
açıktı. Alışkanlığı vardı, her saat başı haberleri izlemek, ana haber
bültenlerini kaçırmamak. Birden yayının kesilip, son dakika haberi olarak bir
trafik kazasını verilmesi, ikisinin de dikkatini çekti.
“İstanbul’un ünlü iş adamlarından……. oğlu,
bir iş görüşmesi için gittiği ……. kasabasının çıkışında, kaza yaparak hayatını
kaybetmiştir. Virajlı ve dar olan yolda son model arabasıyla uçuruma
yuvarlanan…….. sabaha karşı uçurumun dibinde parçalanmış otomobilin içinde ölü
olarak bulunmuştur.
Vasat giyimli genç, sahandan sıyırıp
ağzına attığı lokmasını yutamadan, ekrandaki fotoğrafa takılıp kaldı. Ekran
donmuştu, hayat donmuştu. Emektar işçiye bakıp, ‘ben bu genci akşam gördüm’
diyemedi.
İyi giyimli genç, o varlığı zenginliği
bırakıp gitmişti. Vasat giyimli genç, sahanda yumurta yemekteydi, sabahın en
güzel saatlerinde. Bin yıl yetecek yoksulluğu olan bir baba ve annenin oğlu,
şükretti yaşadığına o gün. Lunaparkın
günlük bütün işlerini o yaptı. Bugün vardı, yarın yoktu.
Çok hırslı olmaya gerek yoktu. Hayat
sigortası yapıyorlardı insanlara da aslında hayatın sigortası yoktu.
Sahanda iki yumurta yemeye garantimiz
var mı yarına?
Cevabınız ‘garantimiz yok’ ise eğer,
gelin yaşamayı, soluğumuzu bile paylaşalım. Herkes payını alsın bu Dünya’da. Hepsi
bu!
23.08.2016/Kepez/Çanakkale
℃ / ℃