Card image cap
Mavi̇ pati̇kler

İhtiyar adam tapu dairesinden çıkarken sevinçliydi. 

Kendi kendine düşünüyordu;

Oh. . be ferahladım. 

Ölümlü dünya'.

Oturduğu evin tapusunu,çocuğunun üstüne kaydettirmişti. 

Tapu dairesinden çıktıktan sonra 

küçük bir lokantada öğle yemeğini de yedi, 

vakit geçirmek için parkları dolaştı. 

Akşama doğru eve gitmek için yola çıktı. 

Bir yandan da farklı düşünceler içindeydi.

Biz öldükten sonra bir sürü işlemle uğraşmasın, 

Ne diye eziyet çeksin yavrum diyerek söyleniyordu,

Birden Oğlunun kendisini nerdeyse zorla doktora götürüşü 

aklına geldi.

Kerata amma da ısrar etmişti. 

Sağlığıma verdiği önem kadar, 

ziyarete gelmeye de önem verse ya diye 

içinden geçirirken bir an dalgınlaştı.


Gerçi, gelin bizle geçinmeye çalışmıyor ama 

varsın olsun deyip derin bir nefes aldı.

Boş ver canım, ne de olsa torunlarımın annesi. 

Eşine, çocuklarına iyi baksın da.

Biraz da kendini teselli etmek için söylendi,

bizler bu gün varız, yarın yoğuz.

Eve yaklaşınca yine durgunlaştı,


Bakalım hanım ne diyecek ? 

Gelin gelip-gitmiyor diye biraz kırgın ama.

Bu düşünceler içinde zili çalarken 

güler yüzlü olmaya çalıştı.

Yook, iyi oldu canım dedi yinede.

Biz ölünce oğlan rahat edecek kötü mü ?

Hanımı kapıyı açtı. 


Gülümsemesini bozmamaya çalışarak hanımına,

Nasılsın hanım bu gün bakalım ?

Hanımı elinde ki çiçek suladığı kabı gösterdi

Ne yapayım, 

bir iki çiçekle uğraşıyorum yeşillik olsun diye.

Eve girerken devam etti

İnsan şehirde özlüyor çiçeği, yeşilliği.

Eee. . köy gibi olmaz buralar tabii dedi.


Kadının durgun yüzünde acı bir tebessüm dolaştı

Köy gibi olmaz dimi ? 

Şimdi köyde olsak ne güzel olurdu.

İhtiyar adam bir an yüzüne baktı hanımının

Sen köyü pek sevmezdin hayırdır hanım !  

Geçen sene bir ay kalalım demiştim de 

Ben torunları özlerim Diye tutturmuştun.

Kadın, yüzünü çiçeklere doğru döndü;

Ne bileyim ben, 

düşündükçe bunalır oldum buralarda. 

İnsan çocukluğunun geçtiği yerleri özlüyor. 

Ağaçların altında, bahçelerde yürümeyi özlüyor.


Allah Allah ! 

Tamam hanım gideriz. 

Sen iste yeter ki. 

Hele havalar ısınsın biraz gideriz

Havalar kim bilir ne zaman ısınır. 

Beklemek şart mı ?

Yahu hanım, bunca yıllık eşimsin 

hala seni tam anladım diyemiyorum. 

Bir gün köye gitmem diye tutturuyorsun, 

bir gün de hemen gidelim diye. 

Dur da bu gün ne oldu anlatayım.

Kadın endişeyle baktı kocasına;

Noldu, oğlanı mı gördün ?

Yok canım, nerden göreyim !

Koltuğuna oturdu, koynundaki tapu kağıdını çıkardı.

Bu nedir biliyor musun ?

Hayırdır ?


Hanım, yarın ne olacağı belli olmaz, 

vademiz gelir de ölürsek,

oğlumuz kapı kapı dolaşıpm uğraşmasın diye, 

evin tapusunu onun üstüne yaptım.

Hanımının tepkisini beklerken, 

onun yüzünde ki acı gülüşü gülümseme sandı. 

Hanımı fısıldar gibi söylendi;

Oğlumuz da bu gün buraya gelmişti, öğleden önce.

Öylemi, vay hayırsız. 

Demedin mi, 'uzun zamandır niye gelmiyon' diye.

Seni üzülmeyesin diye söylemiyordum ama '

bizi unuttu diye de kızmaya başlamıştım. 

Torunları da getirdi mi ?

Murat'ı getirmiş. 

O da ben Sıkıldım, gidelim.Deyip durdu.

Vay kerata vay. 


Akşam gelse de ben ! de görseydim. 

Neyse, hayırdır, gündüz vakti niye gelmiş ?

Hanımı elindeki kapta suyu bitmiş olduğu halde, 

çiçekleri sular gibi durarak masadaki kağıdı gösterdi;

Şu kağıdı getirmiş.


İhtiyar adam, hanımının sesinde bir titreme hissetti 

ama emin olamadı. 

İçindeki sevinci kaybetmemeye çalışarak 

masadaki kağıda uzandı. 

Bir mahkeme kararı olduğunu gördü. 

Yaşlı kadın kızaran gözlerini 

kocasının görmemesine dikkat ederek, 

eşinin kolundan tuttu koltuğa oturmasını sağladı, 

tekrar çiçeklere doğru uzaklaştı.


İhtiyar adam, yakın gözlüğünü çıkardı 

ve içinden yavaş yavaş okudu.

Yaşı ilerlediği ve aklı muhakemesi yerinde olmadığına ve 

ekonomik varlığını idare ve idame edemeyeceği, 

ekteki doktor raporuyla da tespit edildiğinden, 

taşınır ve taşınmaz varlıklarının, resmi varisi oğlu 

Süleyman tarafından idaresine karar verilmiştir. 


Resmi kağıt, yaşlı adamın elinden yavaşça yere kaydı. 

Başını yere eğdi, kağıda boş boş bakmaya başladı. 

Hanımı, gözlerini sildikten sonra 

çiçeklerin başından ayrılıp yanına geldi. 

Eşinin titreyen ! ellerini tuttu. 

İhtiyar adam, 

oğlunun neden kendini doktora götürdüğünü anlamıştı. 

Yüreğindeki sızıyı bastırmaya çalışarak;

Üç senedir uğramadık, köydeki ev ne haldedir ?

Canım ne olacak, bir gün de temizlerim ben.

O evde, dizlerin üşürdü senin.

İhtiyar kadın, daralan göğsünü hafifçe bastırdı, 

Yüreğimin üşümesi daha kötü diye düşündü

Merak etme, üşümem...üşümem...

Yarın mı gidelim diyordun ?

Sen bilirsin bey.


Eşyaları bir taksiye atarsak, 

Son otobüse yetişiriz.

Olur. . 

Köyde zaten iyi kötü eşya var, ben hemen hazırlanırım.

Hazırlan. 

Şu kağıdı da tapuyla beraber masaya koyuver, 

oğlan gelince aramasın.

İhtiyar adam, içinden düşünüyordu, 

Dünya fani, Allah Yar'


İhtiyar kadın, 

birileri gelmeden gitmek ister gibi telaşla hazırlanıyordu. 

Giysileri bir çantaya tıkıştırdı. 

Fotoğrafları duvardan toplarken 

oğlununkine bir an baktı, aldı, 

bir an düşünüp çantaya koymaktan vazgeçti. 

Masadaki kağıtların üstüne ters olarak bıraktı. 

En son duvardaki bir küçük patiği aldı, öptü. 

Bu büyük torununa ördüğü 

ama küçük gelmeye başlayınca 

hatıra olarak sakladığı mavi patiklerdi. 

Çantaya, fotoğrafların üstüne yerleştirirken, 

mavi patiklerin üstüne düşen göz yaşlarını yavaşça sildi !

Ve öylece kalakaldı orada..