Card image cap
Huzur ve mutluluk

Aşkın ve sevginin ayrı anlamlar ifade ettiği gibi, 

huzur ve mutluluk da ayrı şeylerdir.

Huzur

sükûnet, ağız tadı gibi yaşamın aranan birer gerçeği olan 

kavramlarla ifade edilebilirken, 

mutluluk ondan çok daha farklıdır.. 

Huzur da mutluluk da hiçbir zaman 

bir diğeri için garanti vermez insana.


Küçük şeylerle mutlu olabildiğini söyleyen insanların yasadığı, 

mutluluktan ziyade bir iç huzurudur. 

Gerçek mutluluk; genelde acının kol gezdiği, 

çilenin, ıstırabın, kederin ve hasretin 

en uç noktalarda yaşandığı ilişkilerin bir getirisidir. 

O Kolay elde edilemez... 

Bedeli ağırdır.


Ve her beden, her yürek bu yükü kaldıramaz.

Önce, azla yetinmemeyi sonra gizemli ve 

tehlike dolu bilinmezlere doğru yelken açacak cesareti 

üzerinde barındırmayı gerektirir.

Bir çok şeyde olduğu gibi, istemekle başlayan bu süreç, 

insanin, insan olduğunun farkına varmasıyla gelişme kaydeder. 

Anlayabilme ya da kavrayabilme kapasitesince anlamlar yüklenir, 

eşyalara, mekanlara ve olaylara...


Mevla'nın kuluna lütfu denilebilecek bir yazgıyla, 

kişi karsısına çıkarılan ruh eşi ile tanışır. 

Yüreği kıpır kıpırdır artik o insanin.

Anlayabilme ya da kavrayabilme kapasitesince anlamlar yüklenir, 

eşyalara, mekanlara ve olaylara... 

Ve her şeye bir kutsaliyet kazandırılır.


Birlikte dinlenilen bir şarkı, 

beraber yenen ilk yemek, 

sonraki günlerin detaylarını belirlediği gibi, 

ölümsüz aşkların, ömür boyu unutulmayan

film karelerini de oluşturur. 

Nedensiz ve niçinsiz bir dünyadır bu hayat tarzı.

Seven, sadece sever... 

Şeksiz ve şüphesiz, her şeye rağmen sever...


Bir müddet sonra birinin çektiği acıyı 

diğeri de hissetmeye baslar. 

O kederliyse diğeri de kederlenir. 

Kederle birlikte neşede paylaşılır. 

Ve kimin teselliye ihtiyacı varsa, onu diğerinde arar...

Aradığını bulamadığı zamanlarda çoktur. 

Beni neden anlamıyor ? sorusu sık sık gündeme gelir... 

Sonrasında seven, görevinin, kendisini değil, 

sevdiğini mutlu etmek olduğunun farkına varır.


Öyle içten davranışlar sergilemeye başlar ki 

seven insan, beklemedik anda,

beklemedik yerde olmalar, 

umulmayan zamanlarda aramalar... 

İlgilisinin dahi hatırlayamadığı özel günleri hatırlama 

ve özel bir şeyler yapma çabası alır başını gider.


Lakin sevdiğinden ya azar işitir böyle zamanlarda, 

ya da aman sende, tarzında ilgisizlik görür. 

Bu kez kendine kahretmeye başlar.

Damarlarının ve kaslarının 

sinirden kaskatı kesildiği günler yasar. 

Sara nöbetlerinden daha beter nöbetler bekler 

Aşığın yüreğini. 

Bağırmak istese sesi çıkmaz, 

ağlamak istediğinde ağlayamaz...


Ben neyi yanlış yapıyorum ?sorusu, 

bazı şeylerin mesafe alabilmesi için 

zamana ihtiyacı olduğunu öğrenmesine vesile olur. 

Olduğu gibi kabullenmekten ve 

sabretmekten başka çaresi olmadığını görür.

Bir müddet sonra ,çok alakadar olduğu, 

her şeyini düşündüğü kişinin 

kendisinden uzaklaşma arzusuyla karsılaşır. 

Ve anlar ki, sevdiğini mutlu etmeye 

tek başına bir sevgi de yetmemektedir.


Bu kez sevginin önüne 

saygı'yı da koyması gerektiğini kavrar. 

O'na, fikirlerine, yasam tarzına, 

kılık-kıyafetine ve her şeyine saygı...

Sevgi de olduğu gibi, 

hesapsız kitapsız bir saygı olmalıdır bu...


Bazen de kıskançlık duyguları kabarır seven insanda. 

Sevdiğini bütün insanlardan kıskanır. 

Ve bu kıskançlığı elinde olmayacak şekilde 

dışa vurmaya baslar. 

Sevilen öyle olmadığını anlatmak ister ama, 

nasıl ifade edeceğini bilemez ve 

seveni kendi kafasında kurduklarıyla baş başa bırakır...

Bu aşamada devreye giren düşünme dönemiyle birlikte 

seven,sevgi ve saygısının yanına bir de 

"güven" duygusunu yerleştirmesi gerektiğinin farkına varır. 

Güven... 

En azından kendisine güvenilmesi gerektiği kadar güven...

Sevginin emek verenin olduğu ortaya çıkar bir müddet sonra...

Sahiplenme duygusu yerini hak teslimine bırakır. 

Kimsenin diğerine muhtaç ya da mahkum olmadığı 

bir anlayış hakim olur ilişkiye.


Anlaşmak için konuşmaya bile gerek kalmaz. 

Telefondaki ses bile verir insani ele. 

Ne dert gizlenebilir. 

Ne neşe saklanabilir. 

Her şey ama her şey paylaşılır. 

Gözler karşı karşıya geldiğinde ise 

sevgi pompalar yüreklere...

Koşulsuz sevgi, sınırsız sabır,sonsuz saygı ve 

sonuna dek güven mefhumlarının olgunlaştırdığı ilişki de, 

karşılıklı iki insanin tüm inanç ve 

değerleri birbirlerini beslemeye başlar.


Tek beden ve tek ruhta bütünleşmeye doğru yol alırlar. 

Bir elmanın iki yarısı gibidirler. 

Ne birisi bir adım önde, ne diğeri bir adım geridedir.

Hep eşit, hep yan yana, can cana...

Mutluluk; karşılık beklemeden yapılan iyilik gibidir. 

Sevilenin, sahip olunsun olunmasın, 

her şart altında mutluluğunu isteme ve 

o yönde çaba sarf etmektir.

Mutluluk Ateştir.. 

Kahırdır... 

Azaptır...

Istıraptır.. 

Çiledir... 

Belki de ömür boyu sürecek bir hasrettir.. 

Kısacası mutluluk zordur. 

Ve ancak zora talip olanlar mutlu olmak hakkına sahiptirler...