"geçmi̇şe bay bay, geleceğe hay hay" ki̇tabi üzeri̇ne düşünceler
M. NİHAT MALKOÇ
Herkesi aynı tornadan çıkmış,
birbirinin aynısı farz eden ve genel hükümler veren, en kötüsü de ukala bir
tavırla akıl veren kişisel gelişim
kitaplarının nasihatlerine mesafeli dursam da bugüne kadar onlarcasını okumuş,
üzerlerinde kafa yormuşumdur. Geçenlerde kitaptan anlayan ve okumayı seven
kıymetli bir öğretmen arkadaşımın tavsiyesiyle Dilek Cesur imzasıyla okuyucuyla
buluşan, kapağında "İlk Baskı 50 Bin Adet" yazan "Geçmişe Bay Bay, Geleceğe Hay Hay"
adlı kişisel gelişim kitabını satın alıp okudum. Okuduğum kitapları bir
eleştiri yazısıyla tanıtmak âdetim olduğu için bu yazıyı yazmaya niyetlendim.
Çocuk Gelişimi Bölümü mezunu
olmasına rağmen Psikoloji alanında yüksek lisans yapan Dilek Cesur'un kaleme
aldığı "Geçmişe Bay Bay, Geleceğe Hay Hay" adlı kişisel gelişim
kitabı bugüne kadar okuduğum örnekleri içerisinde en iyisiydi diyebilirim. Bir
hafta içinde, önemli bulduğum satırların altını çizerek ve sindire sindire
okuduğum bu kitap, hani o klişe tabirle "Bir kitap okudum, hayatım
değişti." düzeyinde olmasa da unuttuğumuz veya önemsemediğimiz bazı
gerçekleri hatırlatması bakımından değerliydi. Yazar Dilek Cesur kitabın
başında hayatıyla ilgili şu bilgileri paylaşıyor okuyucularıyla:
"1984 yılında Eskişehir’de
doğdum. Lisansımı Anadolu Üniversitesi’nde tamamladım. Okul öncesi
öğretmenliğiyle başladığım meslek hayatımda, çocukların dünyasını daha
derinlemesine anlayabilmek için psikoloji alanında yüksek lisans yaptım. Bugün,
evli ve iki çocuk annesi bir kadın olarak; hem akademik bilgilerimle hem de
anne yüreğimle ailelere, bireylere ve çocuklara dokunmaya devam ediyorum. Aile
danışmanı ve kişisel gelişim uzmanı olarak yıllardır sahada binlerce bireyle
temas kurdum. İlişkilerde sevgi dili, çocukla doğru iletişim, ergenlik dönemi,
içsel denge, özgüven inşası ve aile içi uyum gibi pek çok konuda eğitimler,
seminerler veriyorum. Aynı zamanda bir
yazar olarak kalemimi en çok ruhun gizli yaralarını iyileştirmek ve insanın
kendine yolculuğuna eşlik etmek için kullanıyorum. Yazdığım kitaplar; kişisel
gelişimin, aile içi farkındalığın ve çocukların duygusal dünyasının kapılarını
aralıyor. Her satırımda içtenlik, her hikâyemde umut taşıyorum. "
Okuyucuyu sürükleyen ve okuma
heyecanını canlı tutan "Geçmişe Bay Bay, Geleceğe Hay Hay" adlı eseri
ilk bakışta kalbe dokunan, duygu ve düşüncelerimizi yeniden gözden geçirmemizi
sağlayan, bizi harekete geçiren iyileştirici bir kitap olarak
değerlendirebilirim. Kitabın mesajı zaten adında saklı. Kitap içeriğiyle de
adıyla da demek istiyor ki "Geçmiş geçmiştir, üzerinde takılıp kalmaya
gerek yok. Sen bana yarından bahseyle, zira yarın daha başlamadı, onu dilediğin
gibi şekillendirebilirsin. Ona dair hayaller kurabilirsin."
224 sayfadan meydana gelen
"Geçmişe Bay Bay, Geleceğe Hay Hay" adlı kitap "Korku",
"Cesaret", "Kabullenme", "Değer" ve
"Umut" adlarını taşıyan beş ana bölümden meydana geliyor. Her bir
bölümün alt bölümleri de var. Kitabın 1. bölümü olan "Korku" ana başlığının
alt bölümleri şunlardan oluşuyor: "Kendine Bir Şans Ver", "
Yoksa Suçlu Olan Atalarımız mı?", " Korkularımızın Çoğunu Farkına
Varmadan Öğrendik", " Neyi Besliyorsak Onu Yaşatırız", "
Kolay Elde Edilen Her Şey Çok Kolay Feda Edilir", " Kendini Feda Etme,
Kendini Fark Et!", " Herkes Memnun, Peki Ya Sen?",
"Beklenti Yoksa Üzüntü de Yoktur", "Dünden Öğrendiklerin
Var!", "Şanssız Olduğunu mu Düşünüyorsun?", " İşi Hiç Şansa
Bırakmasak Ne Olur?", "Hiç Öğretilmiş Çaresizlik Diye Bir Şey Duydun
mu?", " Öğrenilmiş Çaresizlikten Kurtul!" . Kitabın 2. bölümü
olan "Cesaret" ana başlığının alt bölümleri şunlardan oluşuyor: "Belki Mutsuz Son İstiyoruz",
"Şükür Sahip Olduklarının Sadakasıdır", "Bakış Açın Değişir
Dünyan Değişir", "Senin Hiç mi Suçun Yok?", "Kendi Hayatıma
Sahip Çıkıyorum", "Bu Neden Benim Başıma Geldi?", "Bakmak
ile Görmek Aynı Şey Değildir ". Kitabın 3. bölümü olan
"Kabullenme" ana başlığının alt bölümleri şunlardan oluşuyor: "Affedebilir miyim? ",
"Başkası İçin Değil Kendin İçin Affet", "Sınanmadığın Konunun
Ahkâmını Yazamazsın", "Geçmişin Seni Tanımlamasına İzin Verme",
"Affetmenin Bir Süreç Olduğunu Kabul Etmeliyiz", "Affetmek
Birisi İçin Yaptığın Bir Eylemdir", "Babamı Affediyorum", "Beni
Aldatan Eşimi Affediyorum", "Kendimi Affediyorum". Kitabın 4. bölümü olan "Değer"
ana başlığının alt bölümleri şunlardan oluşuyor: "Sosyal Medyaya Bay Bay Geleceğe Hay Hay",
"Benim Neyim Eksik Ben de Yaparım", "Sen Biriciksin",
"Her Popüler Olan Doğru Demek Değil", "Gençlere Kötü Örnek
Oluyoruz", "FOMO (Kaçırma Korkusu), "Onay Bağımlılığı ve Dopamin
Döngüsü", "Gerçek Sosyal Bağların Zayıflaması ve Yalnızlık Hissi",
Algılanan Başarı ve Tatminsizlik", "Sahte Dünyanın En Mutlu İnsanı
Olmak Mümkün mü?","Ama Memnun Olmak Başka Bir Şey" Kitabın 5.
bölümü olan "Umut" ana başlığının alt bölümleri şunlardan oluşuyor:
"Düşüncen
İyileşirse Sen de İyileşirsin", "Düşüncelerimizi İyileştirmek Neden
Önemlidir ", "Sarıl, Dokun, Sevgi Göster ", "Kendine İyi
Bak", "Hayatını Yaşamayı Kaçırma", "Hayır Demeyi
Öğrenmelisin", "Gelecekte Yürüyeceğin Yolları Sen Belirlersin",
"Yaşamak İçin Bir Amacı Olmalı İnsanın", "Bir Ömür Nasıl
Yaşanır?", "Şimdi Yüzleşme Vakti!" Nihayet "Son Söz"
kısmıyla da kitap sona eriyor.
Kronik Kitap etiketiyle okuyucuyla
buluşan "Geçmişe
Bay Bay, Geleceğe Hay Hay" adlı kitabın
arka kapağında eserin muhtevasıyla ve yazarıyla ilgili şu bilgilere yer
veriliyor:
"Bazı yanışlar yok olmak için
değil, yeniden doğmak içindir. Tıpkı Anka kuşu gibi.
Hayatın içinde biriktirdiğimiz kırgınlıkları, yorgunlukları, sustuklarımızı bir
yuvaya dönüştürüp, sonra o yuvayı yakarak yeniden doğan bir ruhun hikâyesi bu.
Cesaretin, affetmenin, umutların ve ayağa kalkmanın hikâyesi… Acılarını
dönüştürenlerin, kırıldığı yerden
güçlenenlerin; “Bittim,” dese de yeniden ayağa kalkmayı başaranların hikâyesi… Bazen
gerçekten kim olduğumuzu ancak karanlığın en yoğun olduğu anda hatırlarız. İşte
o an bir kıvılcım belirir içimizde. Bir umut, bir nefes, bir “yeniden”… Tıpkı
Anka kuşu gibi…
Geçmişe Bay Bay, Geleceğe Hay Hay,
Yorgun kalbine dokunuyor, içini ısıtıyor ve sönmüş umutlarını canlandırıyor.
Dilek Cesur’un sıcacık anlatımıyla yazılmış bu sayfalarda, kendini yeniden
sevmeyi, geçmişin yükünü bırakmayı ve, “Ben de yeniden başlayabilirim,” demeyi
öğreneceksin. Haydi, daha güçlü, daha bilge, daha cesur ve daha mutlu olmak
için, kendin için bir adım at!" Arka kapaktaki bu iddialı cümleler esere
güvenin de bir yansıması.
Dilek Cesur'un "Geçmişe
Bay Bay, Geleceğe Hay Hay" adlı kitabının
başında bir de "Ön Söz" yer alıyor. Burada "Kara
Parçası"yla "Heykeltıraş" konuşturularak alelâde bir taşın
kıymetli bir sanat eserine, bir heykele dönüşümü ilginç bir biçimde dramatize
ediliyor. Burada "heykeltraş" şeklindeki yanlış bir yazım dikkatimi
çekti. Kitabın editörüne duyurulur.
Dilek Cesur'un "Geçmişe Bay
Bay, Geleceğe Hay Hay" adlı kitabında
dikkat çeken, daha önce pek rastlamadığım tespit ve teşhisler de var. Yani
kitabın özgün yanları onu diğerlerinden (benzerlerinden) farklı ve üstün
kılıyor. En önemlisi de her alt başlıktan sonra bir veya birkaç hikâye sunarak
konuyu somutlaştırıyor. Gerçi bu hikâyeleri gerçek hayattan almıyor, kendisi
uyduruyor (Buna hikâyeleştiriyor desek daha mı doğru olurdu acaba?) Yazarın
hakkını yemeyelim, kitapta zaman zaman gerçek hayattan anekdotlar da veriliyor.
"Geçmişe
Bay Bay, Geleceğe Hay Hay" adlı kitabı özetleyecek değilim. Fakat bir
kısım can alıcı ve dikkat çekici bölümleri kıymetli okurlarımızla paylaşmak
isterim:
"Yeni bir problemle karşılaşma
korkusundan dolayı var olan problemlerimizin içinde kalmayı tercih ediyoruz.
Kırık koltuk sendromu diye uydurduğum bir sendrom var. Yeni alacağım koltuk da
kırılırsa, korkusu ile evdeki kırık koltuğundan vazgeçemeyen insanlar için
uydurduğum bir sendrom. Yeni işi, yeni dostları, yeni sevgilisi, yeni okulu ve
yeni hayatı eskisinden daha beter olursa diye korkan insanlar onu mutsuz eden
şeylerden vazgeçemezler. Yani kırık koltuğa oturmaya devam ederler. Konforun
düşmanı değişimdir. Herkese, her şeye verdiğimiz o şansı bir kere kendimize
versek eminim her şey çok farklı olacak. Peki istediğimiz halde neden konforlu
ama bir o kadar huzursuzluk veren alanlarımızdan çıkamıyoruz? Çünkü
korkuyoruz!" (sayfa 12)
Hepsi aynı
olmamakla birlikte, insanlar genelde sabırsız yaratılmışlardır. Başladıkları
işin mutlaka bir an evvel sonuçlanmasını isterler. Zira beklemeye tahammülleri
yoktur. Oysa bazen bir şeyin olmaması, olmasından daha hayırlı olabilir. Dilek
Cesur "Geçmişe Bay Bay, Geleceğe Hay Hay" adlı kitabında bizzat kendisinin yaşamış
olduğu ibretlik bir anekdotu anlatarak "Olanda hayır vardır." sözünü
bir anlamda doğruluyor:
"Bugün beni
ben yapan ilk kitabımı basan ve beni hayal kırıklığına uğratan yayınevi... O
zaman bundan dolayı çok üzülmüştüm. Sonra kendi kendime dedim ki: "Vardır
bunda bir hayır. Sen yoluna devam et, sakın vazgeçme kızım." Eğer orada
bir hayal kırıklığı yaşanmasaydı, ilk kitabımın üzerine bir yıl daha
çalışmayacaktım. Daha da olgunlaştıramayacaktım. Üzerine bir yıl çalışıp, sonra
başka bir yayınevinde "Seni Anlıyorum Çocuk" olarak basılan kitabım,
benim adımı birçok insana duyurdu. Demek ki ilk hali hazır olmadığı için,
Yaradan önüme böyle bir engel çıkararak kitabın dağılmasına engel oldu. Biz
insanlar karar vermekte ve beklemekte çok aceleci davranıyoruz. Oysa rıza
makamında olup biraz beklesek, her şey çok daha güzel olacak..." (sayfa
24)
Hayatta başta anne ve babalar olmak
üzere, bir kısım insanlar kendilerini unutup adeta evlatları için
yaşarlar. Kendi dışındaki kişilerin
mutluluğunu öncelerler. Bu bağlamda fedakârlıkla feda olmayı karıştırırlar.
Fedakârlık zannettikleri aslında kendilerini feda etmektir. Bu konuda Dilek
Cesur güzel bir yaklaşımda bulunarak şunları söylüyor:
"Sürekli başkalarının
mutluluğunu öncelik haline getirirsen, bir gün kendi mutluluğun için hiçbir
şeyin kalmadığını fark edersin. Fedakâr
olmak ve feda olmak arasındaki fark, aslında verdiğin şeyin karşılığında ne
elde ettiğinle ilgilidir.
Fedakârlık birine veya bir şeye
değer verdiğin için, kendi isteğinle bazı şeylerden vazgeçmektir. Ama burada
sen de kazanırsın. Belki huzur, belki sevgi, belki de bir anlam duygusu
kazanırsın. Yani bu bilinçli bir seçimdir ve seni tüketmez.
Feda olmakta kendinden vazgeçmek
vardır. Yani bir noktadan sonra senin için bir dönüşü olmaz. Fedakâr olmanın
dozunu kaçırıp kendini yok saymak feda olmaktır.
Fedakârlık seni mutlu eder, feda
olmak seni tüketir. Fedakârlık bir seçimdir, feda olmak bir mecburiyet gibi
hissettirilir." (sayfa 37)
Biz insanlar geçmişimizden bir türlü
kurtulamayız. Isıtır ısıtır önümüze koyarız artık hiçbir hükmü kalmayan
geçmişimizi. Geçmişteki hatalarımız bizi hep takip eder. Geçmişte yaşanan psikolojik
travmalar da kişiliğimizin şekillenmesinde başat rol oynarlar. Dilek Cesur
"Geçmişe Bay Bay, Geleceğe Hay Hay" adlı kitabında
insanın kendini geri çekmesine ve hatalarına değişik açıdan bakıyor: "İnsan ne
kadar geride tutuyorsa kendini o kadar geriliyor. Bizi biz yapan kaşımız,
gözümüz, kulağımız, boyumuz, posumuz değil ki... Sizin kendinizde kusur olarak
gördüğünüz şeyler başkasının gözünde de kusur olur. Tam da bu sebepten
kendinizi kusurlarınız ile sevin. Kusur olarak gördüğünüz ne varsa en çok oraya
şefkat gösterin. Çünkü sizin değer verdiğinize kimse zarar veremiyor. (sayfa
115)
Malum olduğu üzere insanoğlunun en
zor gerçekleştirdiği eylemdir hata yapan birini affetmek. Hele de işin içinde
eşlerin birbirlerini aldatması söz konusuysa bu imkânsız derecesine varır. Her
iki taraf da tabir caizse kılıçları çeker. Dilek Cesur "Geçmişe Bay Bay,
Geleceğe Hay Hay" adlı kitabında affetmeye farklı bir açıdan
bakarak şunları söylüyor:
"Affetmek, olanları unutmak
değil. Affetmek, yaşanan ihaneti normalleştirmek, yapılan yanlışı haklı görmek
değil. Hiçbir şey yaşanmamış gibi davranmak değil. Affetmek artık senin canını
acıtmak için mücadele etmemek, seni zihnimde ve kalbimde buz edip bir daha
görüp duymamak. Görüp duymamak da biliyorum ki göz ve kulak ile olmaz. Gönül
ile olur. Gönlünü kapadığın insan dibinde de otursa onu ne duyarsın ne de
görürsün. Affetmek, artık bu acının ve öfkenin benim üzerimde daha fazla güç
sahibi olmasına izin vermemek ve içimde taşıdığım zehri içmeye devam
etmemektir. Affetmek, artık geçmişin beni esir almasına müsaade etmemektir.
Çocuklarıma bu öfkenin zehrini bulaştırmamaktır. (sayfa 128)
Dilek Cesur "Geçmişe Bay Bay,
Geleceğe Hay Hay" kitabının
"Son Söz" adını verdiği son kısmında kitabı okuyanlara son
taktiklerini veriyor, onları eyleme çağırarak şöyle diyor:
"Sevgili dostum, son sözü sen
söyleyeceksin bu defa ve söyleyeceğin bu son
söz, bir
veda değil, yepyeni bir başlangıç olacak. Bu satırlara kadar geldiysen bugün
artık senin için sıradan bir gün değil. Bugün; geçmişin yükünü sırtından
indirme, eski senle helalleşme, yüzleşme ve nihayetinde bir veda mektubu yazma
günü. Belki yıllardır içinde biriken cümleler var. Yutkunup sustukların,
kendine bile itiraf edemediklerin, sırf kimse üzülmesin diye sineye
çektiklerin... İşte şimdi, bütün o kelimeleri yük olmaktan çıkarıp
özgürlüğe
dönüştürme zamanı. Ne varsa içinde, yük olan, sızlayan, yorulan hepsini dök
kâğıda. Kendinle hesaplaş, yüzleş. Kırıldığın yerleri fark et. Ve en çok da
kendi kendini kaç kere yarı yolda bıraktığını dürüstçe kabul et. Gerekirse ağla.
Gerekirse sus. Ama ne yaparsan yap, saklama artık. Çünkü ne zaman ki kendine
karşı dürüst olursun, işte o zaman başlar iyileşme. Haydi şimdi, içinden ne
geliyorsa yaz: Neye elveda demek istiyorsan, hangi düşünceleri, hangi
alışkanlıkları, hangi yalanları artık taşımak istemiyorsan, teker teker vedalaş
onlarla. "Artık seni istemiyorum," de. "Artık seni
taşımıyorum," de. "Sana veda ediyorum," de. Ne dersen de, nasıl
vedalaşırsan vedalaş ama sonra... O boşalan yerin sessizliğine, şefkatle yeni
bir "merhaba" fısılda. Yeni kararlar, yeni hayaller, yeni bir sen
için... Kendine yeni bir hayat haritası çiz. Belki hâlâ korkuyorsun. Ama
unutma: Cesaret korkusuz olmak değil, korkarken adım atabilmektir. Hazırsan,
başlıyoruz. Sevgili ben..."
Dilek Cesur'un kısa zamanda çok
okunanlar listesine giren "Geçmişe Bay Bay, Geleceğe Hay Hay" kitabı yukarıdaki ilginç bir
"Son Söz"le bitiyor. Bu bir çeşit okura yazılmış bir yazar mektubu. Belki
bir pusula. Bu bir çeşit okurun yol haritası. Ne derseniz deyin. Okur bu kitabı
okuduktan sonra yazarın bu yönlendirmesine ne kadar tabi olur, işte o bilinmez.
Zira ne kadar okur varsa o kadar da farklı dünya, o kadar da farklı mizaç
vardır.
Dilek Cesur'un "Geçmişe Bay
Bay, Geleceğe Hay Hay" kitabının diline ve üslûbuna baktığımızda son derece açık ve yalın bir dil
kullandığını görürüz. Yani bu kitabı okuma yazması olan herkes rahatlıkla
okuyup anlayabilir. Üst düzey okuyucuyu da sıkmaz. Bu yönüyle her kesimden
insana hitap eden bir kitap olarak karşımızda duruyor.
Dilek Cesur, geniş kitlelere hitap
eden "Geçmişe
Bay Bay, Geleceğe Hay Hay" kitabında kendini gerçekleştirememiş, iyi bir
eş olamamış, hayatın dengelerini bir türlü sağlayamamış, kendinden taviz
verdiği hâlde yine de kimseye yaranamamış yüreği yaralı okuyucunun elinden tutarak ona yapması
gerekenleri en ince ayrıntısına kadar sebep ve sonuçlarını da göstererek
anlatıyor. Yani hayat yolunda onlara bir çeşit kılavuzluk ediyor.
Psikoloji ve kişisel gelişim
alanında başarılı bir kitaba imza atan Dilek Cesur, akademik kavramlara hiç
bulaşmadan söyleyeceklerini açık bir dille ifade ediyor. Sanki sınıf ortamında
ders dinliyorsunuz gibi geliyor size. Sadece kuru kuru anlatmıyor, ikna da
ediyor. Buna karşılıklı kahvelerin
içildiği bir dost sohbeti de diyebilirsiniz. Zira o kadar içten...
"Geçmişe Bay Bay, Geleceğe Hay
Hay" kitabını
okuyan okuyucu kitabın birçok yerinde kendisine rastlayarak gayri ihtiyari de
olsa tebessüm ediyor. Okuyucuların hayatı bir film şeridi gibi gözlerinin
önünden geçiyor. Bu esnada acılar tazeleniyor, gözler nemleniyor.
Bu önemli ve değerli kitapta insanın
olumsuz yanlarını değiştirebileceği gerçeğine vurgu yapılıyor. Bu hayatta
hepimizin büyüklü küçüklü pek çok hataları vardır. Önemli olan onları kabul
etmek, değiştirmek için de azimli ve kararlı olmaktır. Zira kabul etmediğiniz
bir kusuru, değiştirmek için de herhangi bir girişimde bulunamazsınız. Her şey
kabulle başlar. İyileşmek istemeyen bir hastayı da dünyanın bütün doktorları
ayağa kalksa iyileştiremez.
Kitabın en önemli yönlerinden biri
de kuru akademik bilgiler vermemesi, halk ağzıyla anlatması ve anlattıklarını
gerçek hayata uygun senaryolarla örneklendirip somutlaştırmasıdır.
Güzel bir kitap okuduğunuzda onu
dostlarınızla paylaşın ki güzellikle geniş kitlelere yayılsın. Bu minvalde bana
bu kitabı öneren değerli öğretmen arkadaşıma teşekkür ediyorum.
Dilek Cesur'un "Geçmişe Bay
Bay, Geleceğe Hay Hay" kitabını herkese öneriyorum.
℃ / ℃