Kırağı düşmüş çiçekler nem kokar,
Bilirsin.
Dünya bana şuan,
Mavi Marmara gemisini bekleyen,
Duvarları nemli bir mahpushane;
Gazze şeridinde.

Ama ben,
Rotamı Aşdod’a çevirmedim.
Bandıramda Komorlar yazıyor diye,
Ne sandın?

Kalbimi yaran,
Ürettiğin depremlerden sarsılmadım.
Ardından oluşan tsunamiler,
Okyanusların tuzlu sularını,
Taşırsa da benekli sırtlanlarla kaplı karalara doğru.
Yatağından taşmadı nehrim.

Boranlar esip durur bağrıma,
Daraldı nefes borum.
Hakikatler kurtulur fosseptiklerden,
Şi’ra yıldızı yere düşmeden!

Kalplere nice evler sığar.
Farkında mısın,
Evinin emprime camlarla kaplı olduğunun?
Yoksa ne kalpte kir var ne de camlarda…

Ey Züleyha’nın gölgesi!
Emprime camlar kırılmalı,
Saydam camlarla kaplanmalı pencereler.
İçten dışa, dıştan içe bakılmalı zahmetsiz.
Bir fırsat ver!

Elif gibi dosdoğruyum,
Ve Nun kadar suskun.

Durdurulmak ister,
Kanlı Moğol istilaları.
Tek başıma,
Bir orduyla baş edemem.
Hele barutun keşfinden sonra,
Sen olmadan.

Nem kokusuyla kaybolunca çiçeklerin mis kokusu,
Birbirine karışır,
Nefes kokusu, kan kokusu, barut kokusu.

Seğmenoğlu (Dr. Osman Akçay)